Mesut Doğan’ın “Gökyüzü Arayan” adlı öyküler kitabını tanıtmadan önce biyografisine ilişkin özet bilgiler sunayım:

“1968 yılında Afyon’da doğdu. İlk ve orta okulu Eskişehir’de okudu.  Bursa Ziraat Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi.  Marmara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsü’nde Yüksek Lisans yaptı. Ağırlıklı olarak İstanbul ve Eskişehir’de sağlık kuruluşlarında yönetici olarak çalıştı. Hastanenin iki kez Avrupa Kalite Ödülü aldı.

Sağlık Bakanlığı’nın verdiği görevle illerde verdiği eğitimler sırasında Anadolu insanını yakından tanıdı. 

Kardelen ve Şadırvan dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Evli ve üç çocuk babası…”

Şiirleri, “Ağzı Karanfilli Dost” adlı kitapta toplanmıştı. Düşlerin Son Sığınağı Endülüs, Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler, gezi ve inceleme kitapları arasında yer almıştı. Size tanıtacağım “Gökyüzü Arayan” dan önce, “Meczupların Görevleri”, “Unutulmuş Sesler Odası” adlarındaki hikâye kitapları yayınlanmıştı. Yazarın “Oblomov'un Dönüşü” adlı romanı bulunuyor.

Gökyüzü Arayan”ın içeriğinde  Türk kültürü unsurları ile beslenmiş, her biri duygu, hüzün, nostalji ve günlük hayat hayatın türlü halleri ile mayalanmış on dört hikâye yer alıyor. Bu hikayelerin adları şunlar: Çağıran, Ağıtçı, Pambıkçı İban Efendi, Yol, Kum Tanesi, Işıklar İçinde, Her Şeyi Söyleyiveren, Gökyüzü Arayan, Talihsiz Bir Olay, Yolun Yolu, Uzaklığın Yakınlığı, Dünya Yükü, İçimizdeki Ateş, Hurdalıkta Bir Cillop

Örneğin ilk hikâye, Çağıran; bir Balkan Atasözü ile başlamış: “ Geleceği bilmek kolaydır. Zor olan, geçmişi bilmektir. Çünkü geçmiş mütemadiyen değişir.”

Hikâyenin mekânı köydü. Ayrıca diğer hikayelerde de kırsal kesimdeki anıların kucakladığı insanların yaşantıları üzerine kurulmuş nostaljiler, okuyanları empatilere sürüklüyor:

Köyün tamamına hâkim bir tepeye gelince durdum. Sayısız bacalardan tüten dumanlar arasında bana doğru hızla yaklaşan iki küçük karaltı gördüm. Daha küçük olan karaltı ara sıra yere düşüyor ama aldırmadan diğerine yetişmeye çalışıyordu. Tepenin sol tarafında bir zamanlar köyün gençleri tarafından yuvasının ağzında sap saman yakılarak dışarıya çıkmaya zorlanan tilki yoktu. İni çoktan toprağa karışmış, solan ve eskiyen zamanın kuytu bir köşesinde kendine yer bulmuştu. Karaltılar yanıma kadar ulaştığında ikisi de bana sevinçle sarılıp uzun süre bırakmadılar. Gözlerindeki sevinç gözyaşları eriyerek zamanı bu tepede mühürlüyordu. …”

Anlatımı kuvvetlendirmek için, kavramlar arasında değişimler ve kullanılan atasözleri, deyimler,  Mesut Doğan’ın üslup özelliği diyebiliriz. O nostaljiyi yaşamakla yetinmiyor, okuyanı da  nostalji iklimine sokuyor.

“…… İletişim araçları olmamasına rağmen herkese hâl hatır soran, tanımadığına bile selam veren insanlar vardı. Onlara ne oldu? Koca köyü korkudan titreten Kara Bayram bile ayakkabılarını taşıyacak gücü kalmayınca onlara teslim oldu. … (Ağıtçı adlı hikâyeden) ”

Mesut Doğan, kitaba adını veren hikâyesinde, boğazımızı düğüm düğüm eden dramları ve bizim insanımızın yardım severliği, merhamet ve sevgi sahneleri ile insanlık sanatının tefekkürü  arasında gel-gitler yapıyor.

Mesut Doğan, “Gökyüzü Arayan”ı şu cümle ile ithaf etmiş: “Nice insanların gölgesinde serinlediği, zamanımızın Yesevi'si Mehmet Ali Kalkan Ağabey için...”

Kitaba adını veren hikâyeyi okurken, bu ithafın ip ucunu gördüm:  

“… Facebook hesabında her gün aksatmadan köyünü ve çocukluğunun geçtiği evi anlatmayı sürdürüyordu. Yazılarına sık sık odun ateşinde çay demlediği dışı isten siyahlaşmış çaydanlığı ve kırmızı beyaz renkli plastik çay tabağının fotoğraflarını koyuyordu…” Facebook’ta “Köyümden Gönlümden” başlığı altında paylaşımlar yapan Mehmet Ali Kalkan’dı. Öte yandan Mehmet Ali Kalkan’ın ikinci şiir kitabının adı da “Gök Aradık Tuğlara”ydı.

“Gökyüzü Arayan”ı okurken, öykü okumayı özlediğimi anladım.