Karacaoğlan'a sahip çıkan ve her yıl uluslararası düzeyde ve geniş kapsamlı etkinliklerle anılmasını sağlayan Tarsus Belediyesi, bu defa Tarsus Türkülerini sahip çıktı. Onları zamanın unutma çarklarının dişlerinden kurtardı.
27 Aralık 1921 Tarsus'un kurtuluş günü. Tarsus'un kurtuluşu, sıradan bir tarihi olay değil. Türkün vatan sevgisinin ve vatan uğruna yapabildiklerinin şanlı bir destanı. Bu destanda Adile onbaşıların, Tayyar Rahmiyelerin, Gülsüm Bacıların yürek damgası var.
Mersin-Tarsus arasındaki bölgede düşmanla çarpışan askere su götüren Gülsüm Bacı askerden silahını ister. Asker vermek istemez ancak Müfreze kumandanının emri ile vermek zorunda kalır. Gülsüm Bacı düşmana doğru iki el silah atar ve «artık ölsem de gam yemem» der
18-19 Mart 1923 Tarihlerinde yüce Atatürk Tarsus'tadır. Gazi, Tarsus'un birçok tarihi yerlerini gezer. Paşayı izleyen Tarsuslular arasında bulunan kadın mücahit Adile Onbaşı: "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam" diyerek Gazi'nin ayaklarına kapanır. Atatürk, Adile Onbaşı'yı elinden tutarak kaldırır:
"Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın" der.
Genelkurmay Başkanlığı'nın sitesine girerek Milli Mücadeleden Anekdotlar bölümünden "Kahraman Türk Kadınları"na ulaşırsanız, Adile Hala hakkında şu satırları okursunuz:
"Asıl adı Adile olan Adile Hala veya Adile onbaşı olarak anılan bu kadın kahramanımız, silah arkadaşları arasında Kara Fatma lakabıyla anılmaktadır. Sekiz on kişilik çetesiyle birlikte Afyon savaşlarına katılmış, Tarsus'un kurtarılmasında büyük yararlılıklar göstermiştir."
Bilindiği gibi, Mondros mütarekesinin ardından 17 Aralık 1918 tarihinden itibaren Mersin, İngilizler tarafından işgal edilmeye başlanmış, daha sonra Fransızlara devredilmişti. İşgalle birlikte Mersin'de ve Tarsus'ta Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Bu Cemiyetlerde toplanan mücahitler büyük işler başarmışlardı. 20 Aralık 1921'de imzalanan Ankara antlaşmasının arkasından Fransızlar işgal altında tuttukları kentlerini boşaltmak zorunda kalmışlardı. Adana'daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü 27 Aralık 1921'de Tarsus'a, 3 Ocak 1922'de de Mersin'e girmiş, böylece Mersin ve Tarsus'un kurtuluşu gerçekleşmişti.
Tarsus türkülerini ebedileştiren bu büyük çalışmanın altında değerli Folklor Araştırmacısı, Yazar ve Türk Halk Müziği Hocası Dr. Halil Atılgan'ın imzası var. Daha önce de yöre folkloru ve halk edebiyatına ilişkin bir çok eser hazırlayan ve ödüller alan Halil Atılgan, yörenin bozlaklarını, anonim halk türkülerini ve türkü formundaki eserleri değerlendirmiş. Tarsus toprağının yetiştirdiği mahalli, profesyonel, Tarsuslu olmayıp da türkülerine gönül veren sanatçıların sesinden kayda geçirilmiş. Kaplan Tarsuslu, Bayram Koca gibi ünlü gazelhanların okuduğu eserler türkü karakterinde olmasa da CD'ye alınarak geçmişle günümüz arasında bir köprü kurulmaya çalışılmış.
Türk kültürünün gizli dünyasını ortaya çıkarma gayreti içinde bulunun Tarsus'un önceki Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, " Tarsus'un geçmişten bugüne sanatçılarının ortaya koyduğu türküleri bir albüm halinde, hem kayıt altına almak, hem de türkü severlere sergilemek istedik. Çalışmalar sonunda 63 parça, 35 sanatçı ile 4 CD halinde belgelendirildi." diyor. Bu başarının halkı gururunu yaşıyor.
Halil Atılgan'a göre, yöre halkı ağıt yakmakta da oldukça başarılı. Bu da halkın duygulu olmasından kaynaklanıyor. Tarsus'un müdafaasında 28. 7. 1920'de Fransızlar tarafından Tarsus Köprüsünde şehit olan Molla Kerim'e anası tarafından yakılan ağıt bir ananın duygularını ne güzel dile getirmektedir:
Tayyareler bomba attı
Çeteler hep yere yattı
Yetişin Kavaklı köyü
Molla Kerim esir getti
Molla Kerim terki bağlar
Askerleri silah yağlar
On iki bacısı var
Molla Kerim derde ağlar
Adana'dan yürüdüler
Yenice'yi bürüdüler
Molla Kerim esir oldu
İp takıp ta sürüdüler
Adana'nın arasında
Harp oluyor deresinde
Molla Kerim esir olmuş
Ağır yara neresinde